Stephen Crane - Canavar

Bazı kitaplar eşikte kalır. İçerisi ve dışarısını ayıran o minik, bir adımlık yer vardır ya hani? İşte tam orada asılı kalır bazı kitaplar. Eşiği geçilebilecek kadar yakın ama adım atıp da geçecek gücü kendinde bulamayacak kadar mecalsiz; yüreğe dokunabilecek kadar iddialı ama dokunmaktan sakınmaya meyilli.  Bellekte ve yürekte iz bırakacak kadar çarpıcı ama hayal kırıklıklarına gebe olacak kadar sancılı… Öyle işte, bazı kitaplar eşikte kalır; ne bir adım gerisine, ne bir adım ilerisine aittir. Kötü diyemezsin çünkü her şeyden önce yazmak için ayırılmış bir zaman, üzerine düşünülmüş bir hikâye velhasıl; verilmiş bir emek, kendine dert edinilmiş bir meselesi vardır. İyi demeyi öyle gönülden istersin ki… Sonra bir “Ah!” dersin, ah bir de yazar dolu dolu yazabilseydi…

Stephen Crane’in ‘Canavar’ isimli eseri benim için o eşikte kalan kitaplardan biri. Meselesi muazzam güzel ama yüreğimde ve belleğimde bıraktığı iz, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin bana derin bir ah dedirtecek türden. Kitabı eşikte bırakan temel neden - bana göre- eksik kalan ve yüzeysel işlenen yanları. Zira o eşikselliğin bir adım ilerisi gerçek anlamda hikâyeyi mükemmel bir noktaya taşıyabilecek kuvvetteyken yazarın eşikte kalmakta ısrarcı olması okurda kırgınlık hissi yaratıyor. Henry isimli siyahi bir gencin yanında çalıştığı Dr. Trescott’un minik oğlunu yangından kurtarırken ciddi şekilde yaralanarak yüzünü kaybetmesi üzerine toplumdan dışlanmasını konu edinen bu incecik novella Henry üzerinden okuru toplumsal bir sorgulamaya iten sosyolojik ancak sosyolojik olduğu kadar bir ucu da mutlak surette psikolojiye dayanan bir kitap. Kitabın kırılma noktası olan yangının öncesi ve sonrasındaki süreçte yazarın dış görünüşe yaptığı atıftaki keskin değişim çok çarpıcıdır ve burası kitabın bel kemiğini oluşturur. Ne hazindir ki karakterimizin canını hiçe sayarak kendini ateşe atması yangından sonra hayatta kalarak yüzünü kaybetmesinin yanında hiç kalır. Eğer ölseydi kahraman olacaktı ama o yaşama tutunduğu ve yüzünü kaybettiği için toplumda bir öteki, toplumsal nefretin odağı oldu.Yangından önce giyimiyle kuşamıyla, kamusal alandaki tavırlarıyla dikkatleri üzerine çeken, o herkesin bir şekilde tanıyıp bildiği, dikkatle takip ettiği Henry, yangından sonra aynı toplum tarafından dışlanarak ‘canavar’ ilan edildi.  Asıl canavar kimdi? Bir çocuğun hayatını kurtarmak pahasına talihsizce yüzü yanan ve görünüşü yüzünden canavar olarak etiketlenen Henry mi yoksa ona bu etiketi yakıştırarak ötekileştiren toplum mu?

 Kitap boyunca yüzeysel olarak karakterin toplumdan dışlanmasına, yan karakterlerin kesik kesik işlenmiş olsa da bir şekilde konuya dair karşıt düşüncelerle yaptıkları tartışmalar ile  hikâyeye dahil olduğuna, Dr. Tescott ve ailesinin de zaman içinde Henry’e yönelik tepkilerden nasibini almasına şahit oluyoruz. Ancak toplumsal dışlanmanın faillerini yüzeysel de olsa işlemesine rağmen dışlanan bireyin-  ki bu kişi kitabın ‘ana karakteri’ -  üzerindeki psikolojik etki es geçilmişti. Karakterde yarattığı psikolojiyi derinlemesine okuyamamak kitabın ciddi şekilde eksik kalmasına neden olurken hikâyenin tam anlamıyla okura geçmesine engel oluyor. Yazarın madalyonun bir yüzünü belli ölçüde aydınlatırken diğer yüzünü karanlıkta bırakması bütünlüklü bir şekilde kavrayışı sakatlıyor diyebilirim.

Velhasıl, sosyolojik çerçeveden baktığımızda zaman ve coğrafya fark etmeksizin konunun odağındaki bireyler değişse de marjinalleştirerek, ötekileştirilerek toplumun dışına itilen bireyler ve gruplar hep var olagelmiştir. Böylesi çarpıcı bir meseleyi kendine dert edinen bir yazarın,  konuyu 75 sayfaya sığdırmaya çabalayarak yüzeysel ve eksik işlemesini değil de birkaç yüz sayfalık bir roman halinde geniş geniş işlemesini ve okurken her bir satırını dolu dolu okuyabilmeyi çok isterdim. Henry’i dışlayanları okuduğum kadar o dışlanmaya karşı duran kesimi de görmek; fakat en çok da yüzünü kaybeden, dışlanan, görüntüsünden korkulan, sevdiği kız tarafından istenmeyen Henry’nin yaralı yüreğini, içine düştüğü psikolojiyi okumak isterdim. Benim için  hüzünlü bir yolculuk olan bu kitabı okuyacaklara keyifli okumalar diliyor ve naçizane, beklentiyi yüksek tutmadan kitaba başlamalarını tavsiye ediyorum.  Ben yazara çok sevebileceğim bir kitabı eşikte bıraktığı için bir parça kırgınım. Umarım siz okurken benimle bu kırgınlığı paylaşmazsınız
 

Yorumlar

Takipçiler