Selçuk Baran - Anaların Hakkı

Bazı kitapların kapağını aralayıp dünyasına konuk olmak sayfalar boyu çıkılan yolculukta yazarın külliyatını adımlamaya evrilebiliyor bazen. Ben Selçuk Baran’ı bir sonbahar günü ‘Yelkovan Yokuşu’nu tırmanırken tanıdım. “Gel,” dedi koluma girerken. “Biliyor musun kimseler inanmıyor bu yokuşun varlığına,  adının yelkovan yokuşu olduğuna, sonunun denize çıktığına. Baksana sen bile yanından geçerken görmemişsin, yokuşu tırmanırken arkana dönüp bakmamışsın bile!” O böyle deyince bir an durdum, arkama baktım. Bir asfalt vardı sadece, deniz yoktu. Fakat daha da mühimi üzerinde durabiliyorsak bu yokuşun kendisi nasıl yoktu? Afallayan halime bakıp gülümsedi. “Boşuna bakma şimdi kuru bir asfalttan ötesini göremezsin,” dedi ve ekledi “onu görmek için hissetmek, anlayabilmek gerekir. Üzülme, o denizi göreceksin. Benimle usulca yaşama karışarak, türlü suretlerde hayat hikâyelerine tanık olduğun zaman göreceksin.”    

Kol kola yokuşu tırmanırken yanı başında sessizce yürüdüm. Biz o gün yoksul, orta halli ya da maddi durumu iyi, bir işi olan- olmayan, yaşını başını almış ya da hayatı yeni keşfetmeye başlayan, kadın- erkek pek çok insanın hayatına usulca sokulup hikâyelerine tanık olduk. O yaşamlarda yalnızlıklar, umutsuzluklar, çaresizlikler vardı; içinde yaşanılan hayatlara, topluma, düzene, insanlara boş vermişlikler, kaçışlar vardı. Ben o gün anladım yeni tanıdığım bu kalemi sıkı sıkı tutmam gerektiğini… Deniz mi?  94 sayfalık dolu dolu bir yolculuğun sonunda yokuşu inerken karşımda uzanan denizi ben de görebildim; Yelkovan Yokuşu vardı ve denize çıkıyordu. Hepsine bir tamam ikna olmuştum, varlardı. Bu yokuşun gizemi de manasını kavramak da kitabın sayfalarında saklıydı…

Yelkovan Yokuşu’nu okuduktan sonra külliyatını yavaş yavaş tamamlama yolcuğumda geçtiğimiz günlerde hem benim okuduğum hem de yazarın kaleme aldığı ikinci öykü kitabı “Anaların Hakkı”na konuk oldum. Biri kitaba ismini veren öykü olmak üzere dokuz öyküden oluşan ve 1978 Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görülen bu güzel eserde Selçuk Baran, yine yaşamın içinden zengin bir çeşitlilikle çekip aldığı karakterlerinin umutsuzluklarına, çaresizliklerine, acılarına yahut kendine ait olan bir yaşamdan kopuşlarına bizi de ortak ediyor.  Karakterlerinin iç dünyasına, onları çevreleyen mekânlara, toplumsal ilişkilere pencere aralayıp yaşamlarından birer kesite ortak ediyor. Bu kez yedeğinde her şeye rağmen biraz umut, bazen acılara rağmen bir anlık mutluluk pırıltısı da tutuyor; tıpkı hayat gibi…Değil mi ki hayat acılarıyla, umutlarıyla, umutsuzluklarıyla, kalabalıklarıyla, yalnızlıklarıyla, sorgulamalarıyla, kaçışlarıyla, kendi kabuğuna çekilişleriyle; velhasıl çağlayan, durulan, sancıyan yanlarıyla bir bütündür. İşte Selçuk Baran kitaplarında tam o noktadan sesleniyor okurlarına. Her yaştan, her kesimden, her mekândan insanların sıradan yaşantılarını ustalıkla hayatın içinden çekip eserlerine nakşediyor. Hem bu kitabında, hem de kaleminden okuduğum ilk kitapta en çok bu yanını sevdim. O yüzdendir ki kalemini sıkı sıkı tuttum ve bırakmadım.

Ezcümle bu güzel kitabı yine o tanış olduğum Selçuk Baran öykülerinin atmosferinde gezine gezine ilgiyle okudum diyebilirim. Anaların Hakkı’nı naçizane yazarın kalemiyle yeni tanışacaklara başlangıç kitabı olarak önermem ama hâlihazırda kalemiyle tanışmış okurların yazarın kalemindeki o bilindik, sevilen yanı bulacakları ve ilgiyle okuyacakları bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitabınız bol keyfiniz daim olsun.


Yorumlar

Yorum Gönder

Takipçiler