Orhan Veli Kanık- Bütün Yazıları

Okuma eylemi; sözcüklerin peşi sıra kağıda dökülen yazının izini sürdüğümüz, sürdükçe zamanı ve mekânı aştığımız bir büyülü yolculuk. Bir ayağı şimdide, etten kemikten ve kanlı canlı, bir ayağı uzak bir gelecekte yahut çoktan geçmiş bir zamanda, bilinmeyen coğrafyaların gezgini misali sayfalar boyu sürülmüş duyumsayışta saklı… Belki tam da bu yüzden aslında her okur bir zaman yolcusu, her kitap bir zaman makinesidir zihnin, hayal gücünün sınırsız evreninde. 

İşte Orhan Veli’nin dönemin dergilerinde, gazetelerinde büyük bir kısmı hayattayken bir kısmı ise vefatından sonra yayımlanmış yazılarının, kendisiyle yapılmış söyleşilerin, konuşmaların ve verdiği bir konferansın “Bütün Yazıları” adı altında derlendiği bu kıymetli eser, okurunu 1940’lı, 1950’li yılların Türkiye’sine doğru zamanda bir yolculuğa çıkarıyor.  Kitabın sayfaları boyunca Orhan Veli’nin gözünden ve kaleminden edebiyatıyla, sanatıyla, toplumsal meseleleriyle bir Türkiye gözlerimizin önüne serilirken her bir yazıda şaire dair yeni şeyler öğrenip onu daha yakından tanıma imkânı buluyoruz. Onun, Cumhuriyetin ilkelerine bağlı, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına duyarlı, haksızlıklar ve yanlışlıklar karşısında sesini yükselten yanını; şiire dair engin bilgi birikimini, sanata, sanatçıya yaklaşımını olanca açıklığıyla her bir yazıda gözlemliyoruz. Kimi zaman muzipçe üslubuyla, kimi zaman bazı konulara inceden ama yerli yerinde dokundurmalarıyla dudağımızın kenarına bir gülümseme konduran; bazense sözünü sakınmadan, açıkça eleştiren yanına tanık oluyoruz. Bir solukta okunan bazense bir soluk alıp okunan yazılarında her daim düşündüren bir yanı mutlaka buluyoruz.

Kitaba daha yakından göz attığımızda sanata ve edebiyata dair yazılarının genelinde bir tema oldukça dikkat çekiyor: eskiyi aşan, yenilikçi bir yaklaşım. Zira Orhan Veli’ye göre her gerçek sanatçı kendinden önce gelenlerden bir fazla şey duyumsar ve duyumsadığını kimi zaman aşırı bir biçimde dışa vurduğunda yerleşik gelenekle uyuşmadığı için aklı, mantığı ve ölçüyü inkâr olarak algılanıp bir dirençle karşılaşır. Oysa sanatçının amacı asırların yükselttiği sanat yapısına bir taş daha ilave etmek; ondan ayrılmaktan ziyade onu aşmaktır. İnsan kendinden sonraki oluşlara gözünü kapatıp yerinde saymamalı, hazıra konmayıp yeni söyleyişler, yeni hassasiyetler aramalı; velhasıl yeniyi ve değişimi duyumsamalı, kolaya kaçmadan kendine edindiği gayede güçlüklere göğüs gerebilmelidir. Bu nedenle her daim bunu yazılarında vurgulamaktan, bu yolda ilerleyenlere destek olmaktan kendini alamaz Orhan Veli. Şüphesiz burada bizatihi o yeni duyumsayışları hisseden, kendine gaye edindiği yolda güçlüklerle karşılaşan bir insanın duyarlılığı vardır. Şairin, kurucularından biri olduğu Birinci Yeni ya da diğer adıyla Garip akımı ile şiirlerinde vezin ve kafiyeyi çıkarıp halkın dilini şiirlerine dahil ederken geleneksel anlayışı aşan, yenilikçi yanıyla belli bir edebiyat çevresi tarafından sürekli eleştirildiğini de hatırda tutmak gerekir. Nitekim bu eserin sayfalarında da hem o güçlükleri gözlemlemek, hem de şiirini doğru ifade etme gayretini yazılarında, kendisiyle yapılan söyleşilerde ve konuşmalarda gözlemliyoruz. Öte yandan yazılarında dönemin edebiyat dünyasını yakından takip ederek genç kalemleri, o dönem yeni çıkan eserleri, derlenen edebiyat antolojileri ve çevirileri yazılarına taşıdığını görmekle birlikte dönemin sözde sanat eleştirmenlerini, aydınlarını eleştirdiğine de tanık oluyoruz. Bu eleştirilerden dönemin hükümeti de izlediği politikalarla (bilhassa eğitim konusu başta olmak üzere)  nasibini alıyor. Velhasıl çevirdiğimiz her sayfada toplumsal meseleleri ve fikir dünyasındaki sorunları kendine öncelikli olarak dert edinen bir Orhan Veli’yle karşılaşıyoruz diyebilirim.


Yorumlar

Takipçiler