Mete Hatay - Kıbrısın En Uzun Yılı
Mete Hatay okuru
olmanın en sevdiğim yönlerinden biri kitaplarında sadece adadaki siyasi tarihe
değil; antropolojiden sosyolojiye, arkeolojiden psikolojiye değin zengin bir
zemin üzerinde şekillenen, ada tarihine disiplinler arası bakabilmeye olanak
sağlayan metinlerle dolu dolu bir okuma yolculuğuna çıkmaktır. Bu nedenle, ne
zaman Mete Hatay okusam daha önce dikkatimi yöneltmediğim bir noktadan konulara
yaklaşabilmeme, yeni bakış açıları geliştirebilmeme vesile olmasının yanında yazarın
uzun yıllardır yürüttüğü arşiv araştırmalarının, alan çalışmalarının
ürünleriyle bilgi dağarcığıma yeni bilgiler katarak ve muhakkak bildiklerime
yönelik bellek tazelemeyi de ihmal etmeyerek kitaplarından ayrıldığımı
söyleyebilirim. Nitekim “Kıbrıs’ın En Uzun Yüzyılı” eseri de benim için bu
türden okumalardan biri oldu.
Yazarın çoğu 2015-2018
yılları arasında Havadis Gazetesi ve Poli Dergisi’nde yayımlanmış yarı akademik
araştırma yazılarından oluşan kitap, 1878-1960 yıllarında adadaki yaklaşık yüz
yıllık İngiliz İdaresi dönemine kapı aralamasının yanında 2014-2016 yılları
arasında İngiliz arşivlerinden topladığı ve kamuoyuyla ilk defa paylaştığı bazı
belgeleri de içeriyor. Adadaki 82 yıllık İngiliz dönemini çeşitli şekillerde
ele aldığı kitabında yazar, idari değişimle birlikte toplumların yeni düzene
adaptasyon süreci ve toplumsal tepkilerini, İngilizlerin sömürgeci, ırkçı
politikalarının yanı sıra adada yürüttüğü beden politikalarını; toplumların
mimari ile milliyetçi inşa süreçleri arasındaki ilişkilerini, kimlik arayışlarını,
dini-etnik homojenleşmelerini ele alıyor. Öte yandan 1955-1959 arası süreçteki
iç dinamikleri, adadaki şiddet ortamının tırmanmasıyla birlikte toplumsal
kırılmaların aşırı milliyetçi ve demografik yönlerine, dönemin sosyal
psikolojik etkilerine, tarafların propaganda yöntemlerine, anavatanlarla olan
ilişkilerine ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin inşa sürecine değiniyor. Küresel
çerçevede ise 1878-1960 arasındaki zaman dilimine göz attığımızda I. ve II.
Dünya Savaşlarını, Soğuk Savaş döneminin bir kısmını da içinde barındıran bir
dönemi içermesi nedeniyle bu gelişmelerin yarattığı ortamın adaya nasıl
yansıdığını da gözlemleme imkânı sunuyor. Kitabın genelinde ise tüm bu
noktaları yazarın ağırlıklı olarak Kıbrıslı Türkler ekseninde ele aldığını
söylemek mümkün. Pek tabii her şeyin yanında toplumsal kutsalları tersyüz
etmeyi, bu süreçte adadaki diğer azınlık kesimin toplumlar arası gerginlik
ortamında arada kalmışlıklarına da temas etmeyi ihmal etmiyor.

Yorumlar
Yorum Gönder