Mehmduh Şevket Esendal - Vassaf Bey
Vassaf Bey…
Kulağınıza çalınan ancak
kaynağını asla öğrenemeyeceğiniz, ritminde kaybolduğunuz anda yarıda kesilip
yerini sessizliğe bırakan bir ezgi yahut içinde ne olduğunu merak ettiğiniz
kilitli bir sandık misali okurunu bir yerlerde hep baki kalacak bir merakla baş
başa bırakan, kendi hayal dünyasını işe koşmaya iten türden bir kitap. ‘Neden’
derseniz, “Vassaf Bey” yazarın vefatından sonra ortaya çıkarılan ve yazar
tarafından üzerinde bir kısım düzeltmeler yapılmış olmasına karşın tamamlanamamış
bir roman. Bu nedenle, kitabın kapağını kapattığınızda tamamlansaydı hikâyenin
nereye evrileceğini merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz.
Esendal, kitabında,
Vassaf Bey’e önemli bir yer, kilit bir rol biçmek istemiş gibi görünüyor fakat
kitabı tamamlayamadığı için okuma sürecimizde maalesef bu karaktere ait pek
fazla bilgi edinemiyoruz. Dolayısıyla kitabın bize ulaşabilen kısmında Vassaf
Bey’e ait sır perdesi aralanamazken Perihan’ın romanı büyük ölçüde sırtladığını
gözlemliyoruz. ‘Konuşmalar’ ve ‘Mektuplar’ olmak üzere iki kısımdan oluşan
kitabın ilk kısmında, 1930’lu yılların Ankara’sında yaşıtlarının çoğu evlenen
Perihan’ın kısmet arayışına tanık oluyoruz. Karakterimizin evde kalma endişesi
o denli yoğun ki, eğer babasının arkadaşı Vassaf Bey kendisini kibarca
reddetmeseydi onunla evlenmeyi bile düşündüğünü söyleyebilirim. Kitabın görünen
yüzünde her ne kadar bir kısmet arayışı söz konusu olsa da geri planda çok daha
fazlasının olduğunu düşünüyorum. Kendi tabiriyle ‘dolu dolu yirmi üç yaşındaki’
bu genç kızın hayatına aralanan pencerede cinsiyet rolleri bakımından yerleşik
toplum algısının birey üzerinde yarattığı baskı, anne- baba ilgisinden yoksun
yetişmenin verdiği yalnızlık hissi ve sağlıklı olmayan aile ilişkilerinin
etkisini görmek mümkün. Perihan’a çevresindeki insanlar tarafından doğrudan
veya dolaylı olarak evlilik baskısı olmamasına karşın karakterin evde kalacağı,
gençliğinin kaybolduktan sonra evlenmenin bir anlamı olmayacağı düşüncesi;
eğitimine devam etmek, meslek sahibi olmak istemeyip evinin hanımı olma isteği
gibi pek çok noktada geleneksel bakış açısının karakter üzerindeki etkisini
gözlemliyoruz. Aile yaşamında ise hiçbir aile ferdinin birbiriyle sağlıklı
ilişkiler kuramadığından, her gün evde gerginlik olmasından yakınma hali var. Evdeki
huzursuzluğun ana kaynağı ise Yargıtay’dan emekli baba Hayri Bey. Bu karakter
kitapta oldukça dikkat çekici bir yere sahip; zira büyük kızının da kendisi
gibi hakim olması, çalışıp kendi ayakları üzerinde durması için yoğun bir çaba
sarf ederken bir yandan da damat adayının karımı çalıştırmayacağım düşüncesi
karşısında evlendikten sonra kızının işi gücü bırakacağı korkusuyla evlenmesine
izin vermeyerek evde gergin bir ortama sebebiyet veriyor. Bu noktada baba ve
kızlar arasındaki bu anlaşmazlığın makro boyutta yeni devletin yeni
insanlarının modern ile geleneksel anlayış arasındaki sancılı geçişine de bir
anlamda örnek olduğunu söylemek mümkün. Kitabın Mektuplar kısmında ise Vassaf
Bey’in ani vefatıyla hayatı bir anda köklü şekilde değişen Perihan’ın
İstanbul’daki yaşamını arkadaşı Behice’ye anlattığı mektupları okurken bir
yandan da karakterimizin Vassaf Bey’in şüpheli ölümünün ardındaki sır perdesini
aralamaya giriştiğini görüyoruz. Ancak kitap tamamlanamadığı için girişimin
varacağı sonuç her daim bir merak unsuru olarak yanı başımızda duruyor.

Yorumlar
Yorum Gönder