John Steinbeck - Bitmeyen Kavga

Kalemini de yüreğini de topluma dayayan, eserlerinde insanın insanla, toplumla, doğayla ilişkisini alabildiğine duyarlı, gerçekçi ve çarpıcı bir şekilde kaleme alan kıymetli yazarlardan biridir John Steinbeck. Onun insanları elindeki ekmeği, emeğin alın terini paylaşır, yerinden yurdundan edilse de yoksulluk belini bükse de bir şekilde yaşam mücadelesine sıkı sıkıya sarılmaya çalışır; kimi zaman -çok değil- sadece kendine yetecek, ekip biçebileceği bir toprağı olsun ister kimi zamansa haksızlıklar karşısında kavganın, direnişin ezgisini yüksek sesle haykırırlar. Onun insanları yaşam kokar ve şüphesiz ki onlar,  mürekkepten kağıda damlayandan da hayal gücünün imbiğinden süzülenden de çok daha fazlasıdır. Gerçek yaşamdan canlı birer parça, ete kemiğe bürünen ve her gün yaşamın içinden bin bir surette ve isimde akıp giden birer deryadır. Çünkü Steinbek’in usta kaleminin yanında onun kitaplarındaki hayatları, karakterleri bu denli gerçek kılan nokta pınarın gözünden o hayatlara tanık olması, bizatihi o emekçi yaşamı tüm zorluklarıyla, gerçekleriyle kendisinin de yaşamının bir evresinde deneyimlemiş olmasında saklıdır.

İşte bu kıymetli kalemden “Bitmeyen Kavga” o alışageldiğimiz, her eserinde kalemine bir kez daha hayran olmaktan kendimizi alamadığımız Steinbeck kitaplarından biri. Okurunu sayfalar boyu peşi sıra çıkardığı yolculukta Kaliforniya’nın elma bahçelerinde çalışan ve emeğinin karşılığını alamayan işçilerin, emeklerine göz diken toprak sahiplerine karşı örgütlü mücadeleye girişerek yaptıkları grevi konu alıyor. Steinbeck kaleme aldığı bu eserde, örgütlü mücadelenin her bir evresini alabildiğine canlı bir şekilde gözler önüne sererken aynı zamanda okuruna kitle içinde ve dışında bireyin davranış biçimlerini yoğun bir şekilde gözleme imkânı sunuyor. Başlangıçta her ne kadar gidişattan rahatsızlık duysalar da herhangi bir başkaldırıya yanaşmayan belki çekinen belki bundan bir fayda çıkmayacağını düşünen işçiler,  Mac ve Jim’in aralarına katılması ve yaşlı bir işçinin meyve ağacından inerken kırılan merdiven nedeniyle yaralanmasından sonra bıçağın kemiğe dayandığı o noktaya gelirler. Bir yanda Mac ve Jim’in rehberliğinde örgütlü mücadeleyi kavrayan, sömürü karşında birleşerek grev hakkını kullanan işçiler,  diğer yanda grevi yeni işçiler getirerek kırmaya, grev yapan işçilere önce rüşvet sonra -sözde- uzlaşı teklifi götürüp bundan bir çıkar elde edemeyince de tehdide, zora başvuran toprak sahipleri arasında soluksuz mücadele başlar. Bu noktadan sonra tüm harlanması, sönmesi, öfkesi, iç çözülmeleri, hayal kırıklıkları, umutları, kayıpları ve nice yönüyle bir grev ve bu grev ile birlikte her bir karakterin kitle içindeki dönüşümünü gözlemlemeye başlarız. Grev başarılı oldu mu olmadı mı orası kitapta saklı ancak kesin olan bir şey varsa o da Mac’in bize aktardığı satırlarda saklı:  “Oysa şimdi birçoklarının gözü açıldı artık, kolay kolay inanmıyorlar bu kurt masallarına. Sermayenin kendilerini ne kadar düşündüğünü açık seçik gördüler, bir avuç kapitalistin el çabukluğu ve elbirliğiyle emeklerini nasıl sömürdüğünün bilincine vardılar. Ve hiç kuşkun olmasın ki biz onlara iki şey gösterdik: ne olduklarını ve ne yapmaları gerektiklerini.”

Her bir satırını merakla okuduğum, yer yer yaptığı çok yerinde saptamaları, süreci her evresiyle aktaran o dinamik anlatımını sevdiğim ve kitabın içine dahil ettiği ve aynı görüşü savunmamakla birlikte bir hekim olarak orada bulunan karakter üzerinde farklı düşüncelerin paylaşıldığı diyalogları da bilhassa sevdiğimi, daha da uzun okuma isteği duyduğumu da belirtmem gerekiyor. Zira karşıt düşünceleri gözlemlemeyi çokça severim. Velhasıl sonuca gelecek olursak; elbette bu güzel Steinbeck kitabını yazarın kalemini seven, kitabın ele aldığı konuya ilgili olan tüm okurlara tavsiye ediyorum. Kitabınız bol olsun.

 

Yorumlar

Takipçiler