Jean- Louis Fournier - Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam
Ben onun kalemiyle
tanıştığımda yetmişli yaşlarını süren, eşinin kaybıyla hayata tutunmaya çalışan
bir adımın yaşamına konuk olmuş; daha sonra bir başka eserinde aradan geçen
yıllarla çok ağır bir yalnızlığı nasıl deneyimlediğini okumuştum. Oysa bu kez
“Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam” isimli eseriyle diğerlerinden farklı
olarak çocuk Fournier’in yaşamına aralanan bir eser okudum. Bu kısacık anlatı
türündeki eser, kısa olmasına karşın içine kocaman sancılı bir dünya sığdırmış
diyebilirim. Yazarın babasıyla olan anılarından kesitlere yer verdiği bu eserde
oldukça sorunlu bir baba figürü okuru karşılıyor. Zira evin dışındaki baba
figürüyle çocuk Fournier’in aile yaşamında deneyimlediği baba figürü arasında
kocaman bir uçurum var. Mesleki yaşamında çok sevilen bir doktor olan Paul
Fournier çoğu zaman ihtiyaç sahibi kişileri ücretsiz tedavi eden, yardımsever,
mesleğinde iyi biri. Ancak kendi iç
dünyası için o kadar pozitif bir tablo söz konusu değil. Çünkü Paul Fournier,
alkolik ve intihara meyilli biri olmasının yanında aile yaşantısında öfkeli ve
ilgisiz bir baba ve eş. Böylesi bir baba figürüyle çocukluk geçiren Fournier’in
kaleme aldığı her bir satırda huzurlu bir aile yaşamına, sağlıklı bir baba-oğul
ilişkisine ne denli aç olduğunu gözlemlerken yazarın, dışarıdan gözlemlediği
baba ile deneyimlediği baba arasındaki kocaman uçurumda sallandığına, bu durumu
sürekli sorguladığına tanık oluyoruz. Kitabın sayfaları aynı zamanda ailenin
maddi anlamda yaşadıkları zorlukları (babanın tedavi ettiği hastalardan çoğu
zaman para almadığını düşünürsek) bunun sosyal yaşamları üzerindeki maddi ve
manevi etkilerini de gözlemleme imkânı sunuyor.
Velhasıl belki fiziksel
değil ama kesinlikle birebir hedefi olmasa da dolaylı olarak psikolojik yönden
şiddete maruz kalmış bir çocuğun yaşamına aralanan bu kitapta çoğu zaman gelip
son satıra sığdırdıklarıyla okurunu çarpıp geçen bir anlatıya konuk oluyoruz.
Fournier eserini “Babam kırk üç yaşında öldü, ben on beş yaşındaydım. Bugün
ondan daha yaşlıyım. Onu daha iyi tanımamış olmaktan dolayı üzgünüm. Bundan
dolayı ona kızgın değilim. Şimdi büyüdüm, yaşamın zor olduğunu ve hayatı daha
dayanılır kılmak için “kötü” yollara başvuran kimi zaman daha hassas insanlara
kızmamak gerektiğini de,” sözleri ile noktalıyor. Yetişkin Fournier babasına
anlayışla yaklaşıp daha bağışlayıcı davransa da minik Fournier için aynı şeyi
söyleyebilir miyiz? diye düşünmeden edemiyor insan. Bu kısa kitap okurunu ebeveynliğin,
sağlıklı aile ilişkilerinin ne denli önemli ve dikkatle üzerinde durulması
gereken bir konu olduğunu düşünmeye iten bir eser diyebilirim. Okumak
isteyenler için incecik olmasına karşın kolay bir kitap olmadığını belirtmekle
birlikte yetişkin dünyasındaki sancılı süreçlerin çocuklar ve aile yaşamı
üzerindeki etkileri açısından dikkate değer bir örnek zemin oluşturduğuna
inanıyor ve ilgilisine tavsiye ediyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder