Hüseyin Rahmi Gürpınar - Şık

Bazı kitapları okurken yahut bir yazarın kalemiyle tanıştığımız ilk dakikalarda geç kalmışlık hissinin gelip yanı başımıza iliştiği ya da diğer bir ifadeyle bu hissin ağırlığını yüreğimizde duyumsadığımız anlar olur. Öyle ki, bu zamana kadar nasıl böylesi bir kalemle tanışmadığımızı düşünmekten de daha önce okumuş olmayı istemekten de kendimizi alamayız. İşte sevgili Hüseyin Rahmi Gürpınar benim için böylesi yazarlardan biri; tanımakta geç kaldığıma hayıflandığım fakat tanıştığıma da bir o kadar mutlu olduklarımdan. Onu benim nezdimde bu denli özel kılan yanı muazzam gözlem kabiliyetiyle içinde yaşadığı dönemi alabildiğine güçlü bir şekilde kaleme alabilmesi ve her bir karakteri, her bir mekânı doğal dokusunda aktarabilmesinde saklı. Tüm bunları yaparken mizahi üslubuyla okurunu güldürürken düşündüren, yalın diliyle tıpkı eserlerinde resmettiği her kesimden insana ulaşabilen, eğrisini eleştirdiği her noktada doğrusunu vermeyi kendine görev edinen o harika yanı. Onun eserlerindeki hiçbir karakteri yadırgamayışımız ya da içimizden duyumsayışımız onları adımladığı mahallelerden, yanından geçtiği insanlardan, içinde yaşadığı toplumdan; velhasıl birebir yaşamın içinden ustalıkla çekip çıkarmasından kaynaklanıyor ve pek tabii sırtını topluma, toplumsal meselelere ustalıkla dayamasıyla gönlümün en güzel köşesinde kendine sarsılmaz bir yer ediniyor.

“Şık” benim yazardan okuduğum üçüncü, yazarın ise kaleme aldığı ilk eser. Tam da bu noktada elimizde tutmakta olduğumuz kitabın konusu kadar yazarın edebiyat yolculuğundaki ilk adımı ve dolayısıyla yazarlığının kilometre taşlarından biri olması nedeniyle ayrıca öneme sahip olduğunu belirtmek gerekiyor. Genç Hüseyin Rahmi ilk bölümünü daha okul sıralarında kaleme aldığı bu eseri Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri ve kendisinin de hayranı olduğu Ahmet Mithat Efendi’ye yollamasaydı yahut Ahmet Mithat Efendi ondaki cevheri görüp gün yüzüne çıkarmasında destek olmasaydı böylesi bir kalemden mahrum kalır mıydık diye düşünmekten kendini alamıyor insan. Bu nedenledir ki, en başta bir ‘ilk roman/ilk eser’ olarak Gürpınar’ın kıymetli külliyatının içinde bu eseri ayrı bir yere koymak gerektiğini düşünüyorum. “Şık” yazarın çoğu eserinde kaleme aldığı temalarda biri olan Batılılaşma olgusunu Şâtırzâde Şöhret Bey’in kendi başına açtığı trajikomik olaylar ile aktardığı keyifli ve düşündürücü sosyolojik bir roman. Kitabın ana karakteri Şöhret Bey’in kültürel derinlikten ziyade taklitçi, dış görünüşten ibaret sığ alafrangalığını eleştirel bir biçimde gözler önüne seren yazar, yanlış batılılaşmanın birey ve onu çevreleyen topluma nasıl yansıdığını, dönemin çeşitli toplumsal kesimleri arasındaki Batılılaşma tartışmalarını bir iz düşüm misali okurlarına aktarıyor.

Madam Potiş, Batılı geçinen Şâtırzâde Şöhret Bey ve köpekleri Drol’ün peşi sıra çıktığım ortalığı oldukça birbirine katan bu curcunalı yolculukta genç Hüseyin Rahmin kendisini çevreleyen toplumsal konulara böylesi eleştirel bir biçimde eğilebilmesinden, usta bir gözlemle yaşamın içinden böyle bir karakteri ve konuyu çekip çıkarabilmesinden etkilendiğimi dile getirmeliyim. Canım yazar iyi ki yazmış, iyi ki biz onun, çağının sakat yanlarını ustalıkla gözler önüne serebilen bu şahane kaleminden mahrum kalmamışız!

Yorumlar

Takipçiler