Honoré De Balzac - Tılsımlı Deri
Bir gün bir antikacı
dükkânında tılsımlı olduğu söylenen bir deri ile karşılaşsanız ne yaparsınız?
Bu öyle bir deri ki sahibinin her isteğini yerine getiriyor fakat bunun bir
bedeli var: Ona sahip olmayı kabul etmeniz halinde her isteğinizde biraz daha küçülerek
yok olacak ve yok olurken beraberinde sizi de yok edecek. Kural bu kadar basit!
Yine de onu almayı kabul eder miydiniz? Yaşamına son vermeye karar veren ve uygun
saati beklerken amaçsızca girdiği antikacı dükkânında bu deriyle karşılaşan ana
karakterimiz Raphael’e sorarsanız, yaşamını bilime ve felsefeye adamış biri
olarak tılsımına asla inanmasa da zaten saatler sonra sonlanacak bir yaşamı
olduğunu düşünerek bu deriyi kabul ettiğini söyleyebiliriz. Bu noktadan
itibaren kitabın bu tılsımlı deriyle ana karakterin yapacakları üzerinden
metafiziksel olaylarla ilerleyeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz; çünkü kitabın
kapağını aralayıp dünyasına konuk olduğunuzda birey psikolojisinden insan ilişkilerine,
felsefi tartışmalardan dönemin Fransa’sının toplumsal, siyasal ve ekonomik yaşamına
değin oldukça zengin bir metinle karşı karşıya kalıyorsunuz.
Raphael’i ‘soylu
yaşamının değerinin toplum tarafından bilinmediği’, ‘devlet için toplumsal bir sıfırdan ibaret
olduğu’ düşüncesiyle ruhsal açıdan yıpratıp intihara sürükleyen olaylar
zincirini ise tılsımlı deriye inanmayıp daha antikacı dükkanında çıkmadan alay
ederken aslında dilediği; fakat yaşamının olağan akışının içinde gerçekleştiği
için derinin tılsımının ayırdına henüz varamadığı o şatafatlı davette
arkadaşına içini dökmesiyle öğreniyoruz. Bu zamansal geriye dönüşle birlikte
karakterin despot bir babanın elinde özgüvenini nasıl yitirdiğini, kişiliğinin
nasıl baskılandığını, yoksulluğunu, keskin sınıf farklılıklarının altında
ezildiği aşk hayatını, pişmanlıklarını, beceriksizliklerini,
gerçekleştiremediği isteklerini; velhasıl onu bu tükenmişliğe her anlamda
sürükleyen nedenleri gözlemleme imkânı buluyoruz. Öte yandan hem geriye
dönüşlerde hem de süregiden davet ortamında felsefi tartışmalara, insan ilişkilerinin
çeşitli suretlerine ve dönemin Fransa’sına dair tanıklığımız sürüyor. Kitabın
geneli boyunca yazarın her detayı tasvir eden yoğun betimleyici dili kitabın yarısına
kadar tılsımlı deri ve ana karakter ilişkisini sürekli belleğinizin bir
köşesinde tutmanızı gerekli kılıyor. Zira yazar bu sayfalar görünürde asıl konu
ile anlatılan arasında bir uzaklaşmaya sebebiyet veriyor gibi görünse de resmin
bütününe baktığımızda aslında ne kadar tamamlayıcı unsurlar olduğunu kitabın
ikinci kısmında Raphael’in tılsımlı deriyi fiili biçimde nasıl kullandığını ve
neler yaşadığını okuduğumuzda kavrıyoruz.
Bu noktada tılsımlı
deriyi kitabın başında basitçe metafiziksel olarak ya da bilim ve bilimdışı
olguların gerilimli uçlarında bir tartışma olarak değerlendirmemizin aksine çok
daha derin bir manası olduğunun ayırdına varıyoruz: “İnsanoğlu
içgüdüsel olarak gerçekleştirdiği iki eylem yüzünden varoluşunun kaynağını
kurutur. İki eylem ölüme neden olan
sebeplerin nasıl şekillendiğini açıklar: İSTEMEK ve YAPABİLMEK (…) İstemek
içimizi kavurur ve yapabilmek bizi mahveder.” Peki, Raphael istemek ve
yapabilmek gücünü bir arada bulunduran tılsımlı deri ile neler yaptı? derseniz
cevabı kitabın sayfalarında saklı.
Yazarla tanışma kitabım
olan Tılsımlı Deri’ ilgiyle okuduğumu ve yazarın kalemiyle tanıştığım için çok
memnun olduğumu söyleyebilirim. Eğer yoğun betimlemelerden sıkılıyorsanız bu
kitabı pek sevmeyebilir, almanız gereken verimi tam anlamıyla
alamayabilirsiniz. Ancak yazarın kalemini, betimlemelerin peşi sıra kurgunun
içinde kaybolmayı ve alt metni dolu kitaplar okumayı sevenlerdenseniz bu
kitaptan keyif alacağınıza inanıyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder