Tomris Uyar - Otuzların Kadını
Kitabı okumaya başlayıp
biraz ilerlediğinizde dikkatinizi ilk çeken şey yazarın kitabı işleyiş biçimi
oluyor. İlk öyküde yazarın Otuzların Kadınına dair yazma, kitabı üretme
sürecini görüyoruz. Devam eden sayfalarda diğer otuzların kadınlarından biriyle
bir tren yolculuğunda öykü karakteri olarak karşımızda beliriveriyor. Bazen
öykülerdeki çocuk, bazen okurundan mektup alan yazar olarak kendini de kurguya
dahil ediyor. Öykü aralarında ise Mart 1992’ye tarihlenen defterinden notlarla
zenginleştirdiği kitap, yazarın kitabı yazma sürecine kapı aralarken aynı zamanda
1990’lı yılların, yer yer daha önceki dönemin Türkiyesi’nin sosyal, siyasal ve
ekonomik ortama dair öyküleri pekiştirici bilgileri yer alıyor. Elbette
kadınların toplumsal hayattaki yeri, toplum- birey ilişkisi, geleneksel anlayışlar,
yetiştirilme biçimleri, birey psikolojisi gibi konular da gerek bu notlar
gerekse kitabın geneli boyunca hep yanı başımızda duruyor. Bu durum hem yazma
süreci ve kitabın beslendiği noktaları deneyimlememizi hem de sürecin son hali
olan kitabı elimizde tutmamızı bir araya getiriyor diyebilirim.
Öte yandan kitabın
içinde otobiyografik ögeler olduğunu da belirtmek gerekiyor. Kimi açıkça yazar
tarafından okura verilirken kimi de örtük olarak verilmiş. Örneğin, kitabın
odağındaki portrenin yazarın annesine ait olduğunu ilk öyküde kendisinden
öğreniyoruz ancak, devam eden öykülerde de kurguya yedirilmiş şekilde Uyar’dan ufak
parçalar olduğunu düşünüyorum. Bir erkeğin gözünden otuzların kadınını anlatan
öyküdeki erkek karakterin hukukçu- yazar olması, kızına İskitli kraliçenin (Tomris
Hatun) adını vermesinin tesadüfi olduğunu düşünmüyorum.
Son olarak kitabın
bütünü boyunca yayılmış her çağa aidiyet dikkate değer bir unsur. Portreden
başlayıp zamanın, mekanın, kişilerin değişkenlik gösterdiği; fakat her çağda portreyle
sembolleşen otuzların kadınlarına uzanan bir aidiyet var. İlk öyküde de yazarın
annesinin portresini duvara asarken değindiği gibi: “Evet, annem ama onun
resmini duvara asmamın nedeni, bence ötekiler gibi öncesiz-sonrasız, tarihsiz,
her çağda otuzların kadını olması, annem olması değil.” Belki de kitabın kapak
tasarımındaki yüzü görünmeyen kadın
portresi tam da bu yüzden seçilmiştir diye düşünmeden edemedim.
Velhasıl her bir sayfası dolu dolu, iç içe geçmişliğin yoğun olduğu bir kitap “Otuzların Kadını” ve bu yönüyle kitabın her okura hitap etmeyeceğini düşünüyorum. Bazı kitapları sevmek ve sevmemek çok keskin uçlara ayrılır ve durumun bir ortası olmaz ya hani? Tomris Uyar'ın bu kıymetli eseri öylesi bir yerde duruyor. Kimi için karmaşık, anlaşılması güç gelebilecek ancak karmaşıklığın ardındaki berraklığa erişildiğinde okurunu mest edebilecek nefis bir eser...

Yorumlar
Yorum Gönder